16 Aralık 2010 Perşembe

Osmanlı Filistininden Fotoğraflar-PALESTİNİAN HİSTORİCAL PHOTOS

                                             Kudüs'te Türk bayrağı dalgalanıyor

Hacerüs esved taşı-Mescidi aksa

Osmanlının Filistin eyaleti

Altınkubbeli cami-kubbetüssahra

Akdeniz kıyısındaki Yafa kenti

Jerusalem-Veya Kudüs

Kudüs'teki Mescidi Aksa




Kudüs tarihi kapı


Kudüs


Kudüs
   

Yafa şehri





























































































OSMANLI-TÜRK yönetiminin Filistin coğrafyasındaki durumunu, barış-adalet ve inhsan haklarını gözler önüne seren tarihi fotoğrafları sunuyorum:

10 Ekim 2010 Pazar

FİLİSTİNDE YAHUDİ DEVLETİ KURULMASINI AMAÇLAYAN BALFUR BİLDİRİSİ

SAYGIDEĞER MAJESTELERİ …
   -İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour, 1917 yılı kasım ayı içinde Filistin’de Yahudilerin milli yurt sahibi olması bildirisini yayınladı.
    -Balfour, bu hareketi ile Ortadoğu’da bitmeyen çatışmayı da başlatmış oldu.
   -Balfour’un saygılarını sunduğu Rotschild  kimdi?
     Bakışlarını uzaktaki bir noktaya çevirdi. “Ve şimdi tam sırasıdır” diyordu, kendi kendine…Uzun süredir beklediği hayal ettiği gelişmeler yaşanmıştı. O diyarda… Söz sırasının kendinde olduğunu düşünerek önündeki kağıdı daktiloya taktı. Ve başlığı da attı: “Dear, Lord Rotschild!”…Bu sözlerin Türkçe karşılığı ise “Saygıdeğer Lord Rotschild” idi.  O’nun uzun süredir tanışıyor ve görüşüyor idi. Birlikte yemek yemişler, derin tarihi sohbetlerde bulunmuşlardı. Her ikisinin de ortak yanı üç semavi dinin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslamiyet) kutsal bildiği topraklarda bulunan coğrafyada Yahudiler için bir yurt veya “milli devlet” veya sırası geldiğinde “Yahudi veya İsrail” adıyla bir devletin kurulmasının temellerinin atılması görüşlerinde birleşmişlerdi.
    Sonra önündeki daktilonun tıkırtıları arasında yazmaya devam etti. Ve bittiğinde “Bütün samimiyetimle” sözlerini de ekleyerek imzasını attı. Tarihi bir olay ve dönüm noktası sayılan gelişmelere kapı aralayan yazısının tam metninin Türkçe çevirisi  ise aşağıdaki şekilde idi:
   
     Dışişleri Bakanlığı, 2 Kasım 1917
      Saygıdeğer Lord Rotschild!
Majestelerinin Hükümeti’nin görüşlerini size iletmekten büyük mutluluk duyuyorum.Hükümete sunulan ve kabul edilen Yahudi –Siyonist beklentilerini benimseyen aşağıda ki bildiride:“Majestelerinin hükümetinin görüşü Yahudi halkın Filistin’de anavatan kurulması isteğidir.Ve bu hususun başarılmasına en iyi katkıda bulunmaktır.Filistin’de Yahudi olmayan –veya diğer ülkelerdeki Yahudilerin de benimseyeceği-toplulukların dini veya siyasi hayat haklarını korumak için hiçbir şeyin esirgenmeyeceği açıkca bilinmektedir.  Siyonist Federasyonun bilgisine bu bildiriyi getirecek olursanız  sizlere minnettar olacağım.      Bütün samimiyetimle
                                                                                               Lord Balfur
 Lord Balfor’un biyografisinde yazılanlar ise onun İngiltere devleti adına karar verici aktör olduğunu gösteriyordu.  İskoç asıllı idi. 1848 yılında doğmuş, kısa sürede politikada yükselerek Muhafazakar Parti’den 1902 yılında Başbakan oldu.  1911 yılında Parti liderliğini bırakmıştı. Ve O’nun Partisi 1915 yılında  Koalisyon hükümetinde yer almıştı. Ve kendisi de Dışişleri Bakanı olarak görev yapıyordu.  İngiltere’nin 1. Dünya Savaşına girmesi ile birlikte hükümetinin dış politikasını ş amaçlarını, hedeflerini, propogandasını yürütüyordu.  Yukarda  Türkçe metni verilen belgeye imza atarken Filistin cephesinde İngiliz ordusunun elde ettiği mevki başarılarını yakından izliyordu. Osmanlı ordusunun Birşiba-Gazze savaşlarını kaybetmesi ve Kudüs yakınlarına çekildiği bir sırada Şerif Hüseyin’e bağlı Arap isyancılar, onlara silah ve para desteği sağlayan Yahudi sermayesinin  destekçisi İngiliz Seferi Kuvvetler birliği askerleri, destekçi ANZAC askerleri ve de her türlü casusluk hizmetleri ile onlara yardımcı olan Yahudi SARA AARANSON’un emrindeki NILI örgütünün çalışmaları… Savaşılan ve korunması için mücadele verilen Filistin topraklarında sadece savaşlarda hayatlarını kaybeden Türk askerlerinin sayısı 50 bine ulaşmış, onbinlerce esir Türk askeri de hayvanlara bile uygulanmayan kötü uygulama ortamında aşağılanmış, yüzlerine tükürülmüş, dayak atılmış sadece susmaları ve kaderlerine razı olmaları istenmiş, “Başları aşağıda” kafileler halinde sürüklenerek yürütülerek Sina cephesinin gerisindeki Mısır’daki Esir kamplarına doğru götürülüyorlardı.
    Lord Balfour’un “Bildiri” olarak yazdığı tarihi belge aslında İngiltere Hükümetinin kontrol altında bulundurduğu Filistin topraklarında “Yahudi milli vatanı kurulması”na destek veren görüşleri içine alıyordu. Bu önemli bir adımda ilerdeki yıllarda aynı topraklarda İsrail Devleti’nin kurulması süreci de başlatılmış oldu. Balfour’a en büyük destek ise Yahudi-Siyonist hareketleri destekleyen Haim Weizmann’dan geliyordu.  Ama bizzat Lord Balfour’un ismini zikrederek   mektup gönderdiği şahıs ise “Lord Rotschild” idi. 1915 yılında İngiltere Parlamentosunda  “Birinci Viskont” ünvanı ile görev alan ama asıl mesleği botanik araştırmacısı olan kişi ise İngiltere’deki Yahudi-Siyonist hareketinin karizmatik lideri idi.  En büyük özelliği ise park veya bahçede  Afrika’dan getirttiği Zebra türü eşekleri kullanarak fayton sürmesi ve tebessüm etmesi idi.  Gelişmeler tesadüfi değildi. Daha önce  Rotschild ailesinden  Nathan Rotschild (1840-1915) İngiltere Kraliçesinin isteği ile Parlamentoya asalet ünvanı verilerek “Viskont ve lord” ünvanı verilerek seçilmişti.   Ama Yahudi asıllı idi. Natan’ın 1915 yılında ölümü üzerine onun oğlu  Walter Rotschild “Viskont” olarak parlamentoya alındı.  İngiliz emperyalizminin Truva atı görevini sürdürüyordu Rotschild ailesi. Elllerinde bulunan sermayeyi borsa ve banka işlemlerine kaydırmışlar, Afrika’dan  Uzat Asya’ya Afrika içlerinden Amerika kıtasına kadar uzanan geniş bir alanda para-sermaye hareketlerini yönetiyorlardı. İngiltere üzerinde güneş batmayan Dünya İmparatorluğu haline gelirken, arka planda İngiliz sermayesinin en büyük güç kaynağı da Rotschild ailesinin başını çektiği şirketler ve yatırımlar idi. Ayrıca Rotschild aielerinin Almanya, -Avusturya, İtalya, Fransa ve ABD’ye dağılan kolları da birbirleri ile aynı paralelde çalışmaları yürütüyordu.  Dünya’daki medya gücünü de elinde bulunduran Yahudilerin 1. Dünya Savaşı patlak verdiği sırada siyasi amaçları olan kutsal topraklara dönüş ve İsrail Devletini kurma amacını güden Siyonist organizasyonunun lideri Haim Weizman ve aynı organizasyonun ekonomik lideri Walter Rotschild’a  “Saygıdeğer Majesteleri” sözleri ile başlayan  mektup göndermesi bütün bu gerçeklerin ve çelişkilerin yansıması idi.

O FOTOĞRAFI BULDUM…

    -Türk Tarih kurumu’nun kütüphanesindeki TBMM zabıt kayıtlarını araştırma esnasında 27 Mayıs 1921 tarihli oturumda 15 bin Türk askerinin esir kapmalarındaki banyo kazanlarına cerasol maddesi konularak kör edildikleri bilgisine ulaştım.
    -ANZAC Arşivlerinda yapılan bir araştırma sonucu Türk askerlerinin zorla banyo yaptırılması fotoğrafı da elime geçti.
    -Gözlerim Eyvah kitabını bu olay üzerine yazmaya başladım.
     12 Eylül 2008 günü gece yarısı Adana’ya döndüm.  Bir yandan uykusuzluk diğer yandan yol yorgunluğu üzerimde idi.  Kendime gelir gelmez internet ortamında Mısır’daki esir kampları ve “Cerasol” banyosu konusunda araştırmalar yapmaya başladım. Osmanlı Devleti’nin de katıldığı ve 1914-18 yılları arasında süren 1. Dünya Harbi yaşanmıştı.   Osmanlı’nın  savaştığı düşman ülkeler içinde İngiltere ve onun müttefiki ANZAC (Avustralya ve Yeni Zelanda) askerleri ile Fransızlar vardı.  Kısa sürede ANZAC askerlerinin savaş hatıraları ve belgelerini esas alan “AWM” kod ismiyle bilinen Avustralya Savaş Hatıraları   (Avustralian War Memorial) Arşiv Müzesi belgeleri arasında JO1208 numarada kayıtlı  Mısır’daki eser kamplarında “cerasol banyosu” ile ilgili görsel belgeye “fotoğrafa” ulaştım.  Fotoğraf yaşanan olayı bütün çıplaklığı ile açıklıyordu. Orta yerde demirden havuza benzer üzeri açık su tankı vardı. Çırılçıplak bedenleri ile genç insanlar havuzun başında bulunuyor. Muhtemeldir ki banyo yapmak üzere sıralarını bekliyorlar.  Ve bir insan çıplak bedeni ile havuza girmiş, banyo yapıyor. Fotoğrafa dikkatlice bakınca görevli kumandanın silüeti orta yere su tankına doğru yansımış, başındaki kasketi ve görünüşü bu düşünceyi doğruluyor. Esirlerin yanında ve sol tarafta elinde kırbacı ile bir görevli asker bekliyor. Bu asker çıplak bedenli askerleri kırbaç zoru ile banyo yapmaya zorluyor.  Esir durumundaki askerler ise ancak elleri ile öndeki mahrem yerlerini örtmeye çalışıyorlar.  Görüntünün ayrıntılarında banyo yaptırılan yer bir tren istasyonu çünkü tren rayları da görülebiliyor.
    Fotoğraf ile açıklayıcı bilgilerde “Kuzey Afrika, Mısır, Sina cephesi…çekimi yapan: bilinmiyor…Görünüşü:Siyah beyaz…Yerli Mısırlı adam temizlenmek için cresol banyosu yapıyor…Baskı tarihi:1916” yazılarına yer verilmiş. Fotoğraf, meraklısı tarafından 23 Temmuz 2008 tarihinde “AWM” (Australian War Museum) kod isimli internet sitesine konmuş. Ve fotoğrafın kopyalanmasının izne tabi olduğu açıklamasına yer verilerek. Küçük bir simge içinde “Sepete koy ve sipariş ver” açıklamasına da yer verilmiş. Belgeyi yayınlayan “satıcı kişi” açıklamasında fotoğraftan kopya almak isteyenden 14 dolar ücret istiyor.
Meraklısının parayla satmak için internet sitesine servis ettiği belge aslında 27 mayıs 1921 tarihinde TBMM’de gündeme getirilen ve tartışılan 15 bin Türk askerinin Mısır’daki esir kamplarında cerasol katkılı su tanklarında banyo yaptırılarak gözlerinin kör edilmesi olayının  belgesi.  Gözleri okşayan fantezi bir görüntü değil bu. Osmanlı’nın Çanakkale cephesi ve Arabistan’da savaştığı ve sonuçları çok sayıda insan kaybına yol açan tarihi olayın yansımasının kanıtı.  AWM Arşivinde yaptığım araştırmalar sonucu Osmanlı esirleri ile ilgili yüzlerce fotoğrafa ulaştım.  Olayın üzerinden 90 yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen 2000’li yıllarda kanıtları ortaya çıkıyordu. Aradan geçen bunca zamandan sonra savaş suçu işleyenleri bulmak ve hesap sormak mümkün mü idi! Bütün bu bilgilerin ışığında 1. Dünya Savaşı esnasında esir düşen Türk askerlerine karşı mısır’daki esir kamplarında uygulanan “Gözleri kör etme” olayını ayrıntıları ile araştırmayı ve dünya tarihinde bir örneği bulunmayan savaş suçundan dolayı medeni dünyanın gözleri önünde olayları düzenleyen ülkelerin günümüzdeki temsilcilerinin “Özür dilemesi gerektiği” düşüncesini açıklamaya karar verdim.
..............................................................................................

ERMENİ LEJYONUNA “TÜRKLERİ DÖVDÜRMEK “…

    -Fransızlar Tehcire giden Ermenilere Mısır ve Kıbrıs’ta askeri eğitim verdi.
    -Ermeni Lejyonerler Birliği adıyla milis gücü kurdu. Ve 4 bini aşkın Ermeni asıllı askerler Adana’ya geldi. Ermeni lejyonerler en çok Kozan’da katliam yaptılar.
     1916 yılı 27 Ekim tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te “Fransız Ermeni Doğu Lejyonu”nun kurulduğu resmi belgelere yansıdı. İlk aşamadı 10 bin Frank para ayrılarak teşkil edilen Ermeni Lejyonu 6 Tabur olarak düzenlendi. Her taburda yaklaşık 800 silahlı güç olacaktı. Ermeni Lejyonu’nun kurulması için Mısır’daki Ermeni heyetinin başkanı Bogos Nubar Paşa ile Fransız Savunma Bakanlığı ve kumandanlar görüşmeler yapmışlar ortak karar almışlardı.  Fransız Ermeni Lejyonu, kurulduktan sonra General Romieu kumandası altında olacaktı. Eğitim yeri olarak da Kıbrıs adası seçildi.  Osmanlı ülkesinden Avrupa’ya Fransa mülteci olarak gelenler, ABD’de bulunan Ermeni gönüllüler ile Tehcir sonrası Mısır’ın Port Said liman şehrindeki çadır kamplarda bulunan Ermeni gençler Ermeni lejyonuna alındı.
     Fransız Ermeni Lejyonu’na mensup askerler 1917 yılında başlayan İngiltere’nin yönettiği Filistin kampanyasına katıldı.  Gazze-Birşiba savaşlarında Türk askerlerine acımasızca kurşun atanlar arasında onlar vardı.  General Allenbi’nin kumandasındaki ittifak askerleri 19-21 Eylül 1918 tarihlerinde süren Mecidiye savaşlarında Osmanlı askerlerine karşı şiddetli saldırıda bulundu. Saldıran güçler arasında  İngiliz, Fransız, ANZAK askerleri ile Fransız Ermeni Lejyonu ve Arap isyancılar da vardı.  Osmanlı tarihlerinde “Mecidiye savaşı” olarak geçen bu olaydan sonra Şam kaybedildi. İslam inancına mensup Şerif Hüseyin’in evlatları Faysal ve Abdullah’ın emrindeki silahlılar ile Fransız üniforması altında askeri eğitim yapan Ermeni lejyoner askerler omuz omuza işbirliği yaparak Türklere saldırdılar.
    İngiliz resmi belgelerine göre Mecidiye savaşına  12 bin eğitimli asker, 57 bin süvari, 540 top katılmıştı. Osmanlı’nın askeri gücü de 3 bin eğitimli asker, 32 bin süvari, 402 top idi(1). Savaş sonrası Osmanlı ordusu yenilgi aldığı gibi kısa sürede ordu dağılarak tam bir felaket yaşanmıştı.” Mecidiye savaşı” bir bakıma Anadolu’nun bağrında isyan ve savaşlar çıkaran Ermeni silahlı gruplara (Fransız Doğu Lejyonuna)  Türkleri dövdürmek anlamına geliyordu.  Bahsettiğimiz bu acı olay  yaşanırken hayatta kalan Türk askerleri perişan bir halde Anadolu’ya çekilmeye başladı. Ve tarihin bir perdesi böylelikle kapanmış oldu.
     KİLİKYA’DAKİ KAMAVORLAR…
     Fransız ordusu 17 aralık 1918 tarihinde denizden Mersin’e çıkarma yaptı. Ertesi 18 Aralık günü Adana tren istasyonunda Fransız kumandan ve askerler vardı. Doğu Akdeniz’in sahildeki limanlarına gelen Fransız donanması, Fransız Doğu Lejyonu askerlerini de karaya çıkardılar.  Öncelikle Adana şehir merkezinde kurulan askeri çadır kamplara yerleşen Ermeni lejyonerler Türklerden kin ve intikam peşinde idi.  Adana, Sis (Kozan), Haçin şehirlerindeki Ermeni lejyonerlere Kamavorlar deniliyordu. Bunların özelliği göğüslerine  doladıkları kurşun şeritlerini “haç şeklinde” yerleştirmeleri idi. “Kama” haç anlamına da geliyordu. Kamavor sözcüğü de “Haçlı askeri” demekti.  Fransa’nın Kilikya olarak isimlendirdiği Çukurova’da işgal döneminde Kamavorların baskı şiddet ve zulmü yaşandı. Hukuk ve insan haklarını dinlemeyen kamavor askerlerinin baskın yağma, ırza geçme ve öldürme eylemleri sürdü gitti.
    1920 yılı Ağustos ayı içinde Adana valiliğini kısa süre işgal ederek Kilikya Ermeni Devleti’ni kurduklarını açıklamışlardı. Ama Fransız İşgal kumandanı Albay Bremond bile bu eylemi onaylamamış, isyancı Ermeni Kamavorlar Valilik binasına baskın düzenleyen Kamavorları kovmuştu.  Çukurova’daki işgalci güçlerin ve işbirliği yaptıkları Ermeni kamavorlar, Ankara Anlaşmasının (20 Ekim 1920) imzalanmasından sonra Çukurova’dan çekilmeyi kabul ettiler. Bu esnada Ermeni kamavor liderleri ile Fransız kumandanlar arasında sert tartışmalar yaşandı(2).  İgalci güçlerin Türkleri dövdürmek için kurduğu Kamavorlar, Kuvayı milliye’nin şanlı direnişi ile Anadolu’da en büyük tokatı yemişlerdi.  Aradan geçen yıllar sonra Fransız arşivlerinde Adana’nın savaş günleri ile ilgili belgeler araştıran tarihci Taha Toros, Fransız Albay Bremond’un dosyaları içinde bir fotoğraf buldu. Başlarında beyaz ve siyah renkli şapkalar bulunan tepeden tırnağa silahlı gözleri intikam dolu askerlerdi bunlar. Ve bunların ortak kimliği de “Kamavor” idi.
1.      Battle of Megiddo, Wikipedia-Aralık 2008
2.      Frenc-Armenian Agreement-1916, Aralık-2008